Saner Ayar, eski eşine nafakayı dizi kıyağıyla mı ödüyor...
Cankat Turhan bugün değişik bir tarz yaptı, bakalım beğenecek misiniz....
HER TELDEN, DEREDEN VE DE TEPEDEN
SANER AYAR, TUNCAY ÖZKAN VE UĞUR DÜNDAR
Bu üç ismi bir yazıda birleştiren ana eksen nedir? Valla ben de bilmiyorum, okuyunca anlarsınız. Bugün böyle parçalı bulutlu yazayım istedim ama hepsinin ekseninde yine bir ortak payda var; ahlâk, erdem ve dürüstlük.
CANKAT TURHAN
SHOW TV’de maaşlar ödenmiyor ama paralar bazı yakın yerlere su gibi akıyor.
Bilindiği gibi reyting sıralamasında geçen yıl ikinci olan Show tv bu yıl müthiş bir düşüşe imzasını atıyor. Bu düşüşün sebepleri arasında kanalın ekonomik sıkıntılarının büyük bir rolü var kuşkusuz. Ama ekonomik sıkıntıları atlatmak için kanalın başında tutulan genel müdürün rolünü de yabana atmamak gerek. Özellikle O, Show tv’nin genel müdürü Saner Ayar gibi sadece tüm programlardan değil, reklamlardan da sorumlu ve yetkili bir genel müdür ise.
Bilindiği gibi(ya da bilinmediği üzere) Saner Ayar Show tv’nin reklamının da başında. Her şey elinin altında yani. Ama kanal bir türlü kendini toparlayamıyor. Çalışanların iki aylık maaşları, hatta bazen üç aylık maaşları sürekli olarak içeride. Bazı çalışanlar noterden ihtarname çekerek kanaldan ayrılıyorlar.
Finansal yönetim bu kadar kötüyken, kanal borç içinde kıvranırken Saner Ayar ne yapıyor peki? Yakınlarına dizi çektiriyor. Yakın dediğime bakıp da dış kapının mandalı sanmayın, eski eşinin şirketine GÖNÜL FERMAN DİNLEMİYOR adlı diziyi çektirdi. Hani şu başrollerinde Engin Şenkan ile Melek Baykal’ın oynadığı dizi. Ne oldu peki aylardır fragmanları yayınlanan dizinin reytingi? Söyleyelim; 7-8 share’lerde süründü. Ama olsun, Saner Ayar’ın eski eşi yapıyor ya, gerisinin ne önemi var. Kanalda yapılan esprilerden biri de şu:
“Acaba Saner Ayar eski eşine nafakasını bu yolla mı ödüyor?”
Ama dediğim gibi bu işin esprisi. Kanal çalışanları kan ağlıyorlar. Özellikle haberdeki muhabirler “elimiz kırılsaydı da ATV’den Show’a geçmemizi sağlayacak o imzayı atmasaydık” diyorlar.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Son günlerde bir Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay geyiği döndürülüp duruyor farkında mısınız ? Bunun sebebi ne biliyor musunuz? Bu ikilinin gazete köşe yazarlarına gönderdiği mektuplar. Mektupların içeriği mealen “yahu biz de gazeteciyiz, siz de, bize sahip çıkın, revamı gördüğümüz muamele, suçluluğumuz kanıtlanmadığı halde içeride yatıyoruz” türünden sözlerle örülü.
Hemen burada bir düzeltme yapalım. Mustafa Balbay’ın gazeteciliği belki tartışılabilir, darbecilerin hazırlıklarını not tutup darbeden sonra “adım adım ihtilal” adlı kitabı hazırlıyor olması dışında bir gazetede sürekli yazı yazdığı doğru. En azından bir gazete çalışanı denebilir.
Ama ya Tuncay Özkan? Ne çabuk unutuyor herkes… insan hafızası unutkanlıkla malul denmesi boşuna değil demek ki.
Hatırlayın, Tuncay Özkan tutuklanmadan önce zaten son bir buçuk yıldır bir siyasi partinin genel başkanıydı. Bir siyasi hareketin sözcüsü ve başıydı. Haa, ondan önce gazeteci miydi peki? Orası da şüpheli. Biliyorsunuz Kanaltürk televizyonunu kurunca büyük sermayenin kodamanları “belki darbe yapılır da bu adam matah biri olur, neme lazım” diyerek reklam parası adı altında milyonlarca dolar yardım yaptı. CHP de reklam parası adı altında buna dört milyon dolar para verdi. Parti kapatma savcısı Abdo, bu aleni suçu görmezden geldi. Neyse, Tuncay Özkan bu paraları alıp bir güzel ezerken gazetecilik adı altında adeta bir muhalefet partisi gibi çalıştı televizyonunu maşa gibi kullanarak. Sonunda sattı ve bir sürü parayı da cukkaladı, cebine doldurdu.
Şimdi bu adama “gazeteci” demek için bir şahit ister. Efendim zamanında çok güzel haberlere imza atmışmış da, Kanal D, Show tv haber yayın yönetmenliği yapmış da vs. vs. geçiniz efendim, geçiniz, ona görevli olması nedeniyle sunulan, servis edilen dosyalarla yapılan işe gazetecilik diyenleri ben Uğur Dündar’a havale ederim. Uğur Dündar servis haberciliğinin üstad-ı azamıdır üstelik.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Uğur Dündar demişken… Geçen akşam, Nedim Şener’i de almış yanına, geçmişler Hasan Gerçeker’in karşısına ki kendileri Yargıtay başkanı olur- şişe gibi oturmuşlar çanak çanak sorular soruyorlar.
Ama o ne sorular, o ne eda, sesteki müthiş kinayeli tını ve tonlamalar, surata kondurulan müstehzi sırıtışlar; ne ararsan var. “Efendim, Sayın Başbakan sizi siyasete soyunmakla suçladı, bu konuda ne diyeceksiniz” derken o ifadesini göreceksiniz. İzleyenler gözlerinin önüne getirmişlerdir eminim. “ben bu sözlere asla katılmıyorum, külliyen karşıyım ama gelgelelim o başbakanın sorduğu soruyu size yöneltiyorum. Böylece iyice giydirmek için size bu fırsatı veriyoruz efendim” diyen bir ifade, suratından buram buram akıyor.
Bu tiksinç manzarayı daha fazla anlatmayayım çünkü hakikaten tahammülfersa bir görüntü. Zaten iki dakika zor dayanabildim ve anında zapladım.





Yorum gönder